Suriyeliler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyor?

Turkiye’de bircok insanin Suriyeli multecilere bazen hakli bazen haksiz bir sitemi var. Her sitemde bulunan kisilerin de ortak vurgusu da Suriyelilerin cok cocuk yaptigi. Eksisozluk’te ve cevremdeki birkac kisiden de “Suriyelilerin savas psikolojisi ile cok cocuk dogurdugunu” argumanini sık sık duymaya basladim. Bu argumaninin ne oranda dogru oldugunu gosterme amacli bu videoyu yapma karari aldim. Sorumuz ise Suriyeliler multeciler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyorlar?

Bunu destekleyen bulabildigim makale sayisi sifir. Cunku dunyada herkes neslini devam ettirmek istiyor. Bunu savas sonrasi daha artan bir hissiyat olduguna dair kendim ve bu alanda calisan arkadaslara sordugumda bulamadim. Bu argumana sayisal veri sunmak uzere bazi rakamlara baktim. Bu verilerle dogurganligin artigini savunmak icin savastan onceki ve sonra donemleri kiyaslamak istedim. Peki elimizdeki verilerle bu argumani destekleyen ya da karsi cikan sonuc olur mu diye bir hesaplama yapalım.

  1. Suriye’de savas 2011 yilinda basladi. World Bank’taki Suriye’nin 2011 ve 2010 yillarindaki kaba doğum hızına baktım. Bu verilere göre Suriye’de 2010 yılındakı kaba doğum hızı binde 25,9 iken 2011 savaşın başladığı ilk sene doğum hızı binde 25,2.
  2. İstatistiki bilgileri bulmaktaki en kolay yıllardan biri 2017 yılı olduğu için o seneye baz alarak Türkiye’deki doğum hızını hesapladım. Bu hızı hesaplamak için, bir yılda doğan canlı bebek sayısını yıl ortası nüfusa bölünmesi ve 1000 ile çarpmak gerekiyor.
  3. Hemen hesaplamaya geçelim. Türkiye’de 2017 yılında doğan Suriyeli bebek sayısı 55,000 ve 2017’de Türkiye’de yılının ortasında toplam Temmuz 2017 itibariyle 3,079,914 Suriyeli var. Bu hesaplamayı yapınca Türkiye’deki Suriyelilerin doğum hızı 17,8 çıkıyor. Yani sanılanın aksine Suriye’dekiler mülteci psikolojisi ile daha çok üremiyorlar. Hatta savaşın başladığı yıla göre üreme hızı düşmüş diyebiliriz.
  4. Turkiye’de 2017 yili dogum hizi ise 15.9. Yani Suriyeliler, Türkiye doğum hızının üstünde ürediği için ve halihazirda multecilerle yasanan hakli ya da haksiz gerginlikler ve insanlarin bilgiyi teyit etmedeki tembellikleri sebebiyle boyle bir mit ortaya atilmis olabilir.

Continue reading “Suriyeliler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyor?”

Spotlight Effect: Eyvah rezil oldum hissi

Spotlight etkisi, kimse sizi izlemezken hatta siz kimsenin cok da umrunda degilken insanlarin size baktigini baktigini, sizi inceledigini dusunmek. Aslinda bir cesit on yargi. Hemen bunu inceleyen bilimsel bir calismaya bakalim:

2000 yilinda Thomas Gilovich’in duzenligi bir deneyde, bir arastirmaci 4 ila 6 kisiyi bir odaya alip bir masada bir anket doldurmalarini istiyor. O esnada diger odada bir arastirmaci da bir katilimciya uzerinde bir baski olan bir tshirt giydirip o anket yapilan odaya gitmesini istiyor. Bu tshirtte de Barry Manilow adli yasli bir sarkici, showmanin resmi var. Sonra, bu alakasiz tshirtu giyen katilimcinin anket doldurulan odanin kapisini caliyor ve anket odasindaki arastirmaci onu odaya aliyor. Bu arada gozlemci grup anket dolduruyor o kapiyi caldiginda basini kaldirip bakiyor ya da bakmiyor. Bu tshirtli katilimci biraz oturduktan sonra arastirmaci esliginde odadan ayriliyor. Derken bu tshirtlu katilimci disari ciktiginda ona “sizce odadaki kac kisi sizin tshirtinuzdeki resmi hatirlar” diye soruluyor. Anket dolduran gozlemcilere “odaya en son giren katilimcinin uzerindeki tshirtu hatirliyor musunuz” diye soruyorlar? Sonuclar gosteriyor ki tshirti giyen katilimci odadaki onun tshirtini hatirlayan sayinin iki kati kisinin onun giydigini hatirlamasini umuyor.  Bu katilimci bize insanlarin surekli bakislarin kendi ustunde olduguna dair bir yanilsama icinde olduklairni gosteriyor. Oysa ki kendimizi o kadar da ciddiye almamaliyiz 😊

Thomas Gilovic, baska deneylerinde de insanlarin bir grup tartismasinda goruslerinin o grup icin inanilmaz sekilde onemli ya da o tartisma esnasindaki performanslarinin inanilmaz sekilde kotu olduklairni dusunuyor. Oysa ki o tartisma sonrasi kimse bu tartismalari hatirlamiyor bile. Bir gruba dahil olarak playstation oynayan insanlar, bir hata yaptiklarinda digger grup uyelerinin haatalarini hatirlayacagini dusunuyor.

Peki neden bunu yapiyoruz?

*Insanlar kendilerine etrafindaki insanlarin onlari dikkatlice inceledigini dusunup kendi kendilerine fazla dusunup kisisel delismen oluyorlar.

*Ozguven eksikligi, surekli yargilanmis bir cevrede buyumek ya da ergenlik doneminde olmak, ya da bir travmaya bagli bir sebepten asiri kilo almak/vermek de olabilir.

Napabilirsiniz?

  1. Bu deneyleri aklinizda tutup, bir dakika ya ben abartiyorum, herkes kendi isinde diye dusunebilirsiniz. Böylece bilişsel seviyede değişimi başlatmış olursunuz.
  2. Etrafinizdaki insanlara degil de dogaya, yola, trafikteyseniz araba modellerine vs. odaklanarak dikkatinizi baska yone cekmelisiniz.
  3. Siz diyelim ki baska insanlarin her giyindigine, dedigine dikkat ediyor musunuz? Cevabiniz hayir ise digger insanlarin da size aksam eve gidince gunluk streslerinden hatirlamayacagini dusunun. Diger isnanlarin yargilayan bir insansaniz ve bu sebepten hep yargilanacaginizi dusunuuyorsaniz, bu konuyu bir psikologla derinlemesine konusmaniz gerekiyor demektir.

Son olarak da kendinizi oldugu gibi kabullenip sakalasirsaniz, insanlarin gozlerinin sizin ustunde oldugu durumu da ayni sekilde azalacaktir.

 

Kaynaklar:

https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1111/1467-8721.00039

https://psycnet.apa.org/doiLanding?doi=10.1037%2F0022-3514.78.2.211

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022103101914908?via%3Dihub

CIA Raporunda Bir Türk Psikolog

CIA Raporlarinda ismi gecen Turk psikolog

1950-1960 arasında ABD’nin istihbarat orgutu diye dusenebileceginiz CIA’nin Bilimsel İstihbarat Birimi, MK-Ultra ve Delta adli projeler acikliyor. Human Ecology adli bir CIA’in fon sagligi bir kurulus Harold Wolff tarafindan 1954’te kuruluyor. Bu kurulus sosyal bilim insnanlarina ve tip arastirmacilarina proje cagrisinda bulunup onlara arastirmalari icin fon sagliyor.

Turkiye’den siyasi sebeplerle ayrilmak zorunda kalan basarili bir psikolog olan Muzaffer Continue reading “CIA Raporunda Bir Türk Psikolog”

Minnettar olduğunuzu ifade etmek

Deneysel çalışmaları sevdiğim için deneysel bir çalışma ile birine onun ne kadar değerli olduğunu hatırlatmanın nasıl bir etkisi olduğunu 2018 yılında yayınlana bir çalışma ile anlatmak istiyorum.

Texas ve Şikago Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin yaptığı çalışmada katılımcılar teşekkür mesajının insan psikolojisine etkisi araştırılıyor.

Çalışmaya katılan kişilere hayatlarını etkileyen birine ne kadar müteşekkir olduklarını Continue reading “Minnettar olduğunuzu ifade etmek”

Türkçedeki –miş’li geçmiş zamanın güzelliği

Türkçedeki –miş’li geçmiş zaman

Güzel Türkçemizin daha önce eminim hiç ama hiç farkında olmadığınız bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. Hatta şu ana kadar sadece Türkçe ve Kore dilinde var olan bir şeyden bahsedeceğim. –Mişli geçmiş zamandan. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim ama hemen açıklamaya başlıyorum.

2013 yılında bir konferansta İngiliz bir hoca ile tanışmıştım ve Türk olduğumu öğrenince Continue reading “Türkçedeki –miş’li geçmiş zamanın güzelliği”

Boşanmaların asıl sebebi Facebook mu?

Bosanma sayisi her gecen gun artiyor. Insanlara gore bosanmalardaki artislarin bir sebebi de sosyal medya. Bugunku sorumuz sosyal medya bosanma sebebi mi?

Bu soruya cevabi ABD’de yapilan bu calismadan bulalim. Bu calismada katilimcilara Facebook’ta gecirilen sure, Facebook’tan dolayi iliskiye yansiyan kavgalar ve facebookta partnerlerini aldatip aldatmadiklari soruluyor.

Bu calismanin sonuclari ise soyle:

1-     Partneri ile iletisimi kotu olanlar daha cok Facebook’ta. Facebookta gecirilen uzun sure de iliskilerde tartisilan onemli bir madde. Maalesef bu da bir kısır döngü yaratiyor. Zaten iyi olmayan iletisimi daha da kotu etkiliyor.

2-     Facebookta eski sevgiliye bakma, eski sevgili ile iletisimde olma ise partnerlerin en sikayetci oldugu nokta. Bu da kiskancligi artirabildiginden ciftler arasi problem artiyor.

3-     Kendisi mutsuz olan ya da icinde bulundugu iliskide mutlu olmayan insanlar, Facebook’ta arayis icerisine girdiginden ya iliskilerinde daha cok catismalara yol aciyor ya da iliskinin bitmesine sebep oluyor.

Sonuc olarak iliskinizde catlaklar varsa, olgunlasmamis bir iliski icerisindeyseniz, iletisiminiz kopuksa, partneriniz guven vermeyen biriyse maalesef partnerinizin Facebook kullanmasi sizin iliskinizde gunah kecisi olacaktir. Sorun Facebook’ta degil; ya sizin iletisiminizde, ya da iliskinin olgunlasmamisinda ya da aldatan partnerdedir. Ozellikle sevgiyi de hizlaca tukettigimiz su gunlerde partnerler tartisinca problem cozme yetenekleri yuksekse ve iliski onlar icin degerli ise iliskideki sorunlari cozme arayisina girerler.  Iliskiye inanci olmayan, iliskide durust olmayanlar ise her catismada yedekte tutulanlarla iletisime gecerler. Facebook da problemin varligini gostermeden hizlandirici elementtir diyebiliriz.

Icerikte bahsettigim calisma:

Clayton, Russell B., Alexander Nagurney, and Jessica R. Smith. “Cheating, breakup, and divorce: Is Facebook use to blame?.” Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking 16.10 (2013): 717-720.

Bu 4 Hata İlişkinizi Biterecek

Ünlü akademisyen ve ilişki uzmanı John Gottman ilişkide iki tarafın iletişim sürecinin çok önemli olduğundan bahseder. Burada ilişimde 4 önemli nokta var ki bunlara çok dikkat etmek lazım. Bu hatalardan birini yapıyorsanız veya yaşıyorsanız büyük bir olasılıkla var olan ilişkiniz bitecek ya da evliliğiniz boşanma ile sonuçlanacaktır.

Yapıcı olmayan eleştirme:

  • Eşiniz bir hareket yaptı siz önce onu yapıcı eleştirmektense şikâyete dönüştürüyor musunuz?
  • Hatta bunu kişiliğine genelleyip abartıp tartışmayı büyütüyor musunuz?
  • Hatta bu tartışmayı o kadar hararetli bir hale getirip kavgaya dönüştürüp başladığınız noktayı unutuyor musunuz?
  • Bir taraf diğer tarafı takdir etmiyor ve sürekli kötü olduğunu mu hissettiriyor?

Aşağılama:

  • Parteriniz sizi sözleriyle, şakalarıyla aşağılıyor mu?
  • Sizi onaylamadığını şaka yoluyla ya da dominant bir şekilde mi belirtiyor?
  • Bu aşağılamalar özgüveninizi azaltmaya mı başladı?

Savunmacilik:

Taraflar savunma içerisinde ise demek ki kendilerini güvende hissetmeyip yapıcı yaklaşmayı bırakmışlar diyebiliriz.

  • Bir problem olduğunda sürekli bir dayanak mı buluyorsunuz?
  • Gerçekten bir suçunuz olduğunda bunu kabullenmiyor musunuz?
  • Suçunuzu kabullenmeyip bir de zeytinyağı gibi üste mi çıkmaya çalışıyorsunuz?

Duvar Örme:

İlişkilerde duvar ören kişi, sorununu dile getiren tarafı dinlemez, sanki yokmuş gibi davranır. Duvar ören kişi ilişkide yorulmuştur, problem çözme yeteneğine ve çözüme inanmadığından susarsa, problemi yoktan sayarsa sanki bu çatışma çözülecekmiş diye düşünür.

 Eşiniz geldi, sorununu anlattığında ‘Öf, yine aynı şey!’ deyip dinlemeyi mi kesiyorsunuz?

  • Dinliyormuş gibi yapıp sonra geçiştiriyor musunuz?
  • Ya da dalga geçiyor musunuz?

 Özellikle erkekler de duvar ören taraftadır. John Gottman’nın içinde olduğu bir grup araştırmacı bu duruma sebep olarak erkeklerdeki kalp ve damar sisteminin kadınlara göre strese daha duyarlı olmasına bağlıyor.

Yukarıdaki dört önemli noktayı siz ya da eşiniz yapıyorsa ilişkinizdeki problemler zaten derinleşmiştir ve büyük bir olasılıkla boşanma ile sonuçlanabilir.

 

Sosyal Medya’da Hayat Kime Güzel: Hayat sana mı güzel ona mı?

Oh hayat sana güzel! Bu cümle genelde sanki hayatın sillesini yemiş, sizden daha kötü durumda olan biri tarafından söylenmiş gibi geliyor kulağa ama biliyoruz ki gerçek hayatta maddi manevi sizinle aynı durumda olan kişi bile bunu söyleyebiliyor. Oysaki ona bu cümleyi dedirten kendisinin hayatı için atması gereken adımı atmaması da olabilir. İlginçtir ki bu cümleyi artık sosyal medyadaki her fotoğrafın altında görebiliyoruz. Peki facebookta hayat size mi o fotoğrafı paylaşana mı güzel?

ABD’de yapılan ve 400’den fazla farklı bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin katıldığı bir çalışmada öğrencilere ne kadar süre ve ne sıklıkta Facebook kullandıkları soruluyor. Buna ek olarak facebooktaki arkadaş sayısı ve arkadaşları ile görüşmelerine dair sorular da yöneltiliyor. En son bölümde de onlara 3 cümleye sunulup katılımcılardan bu cümleleri kesinlikle katılıyorum ya da hiç katılmıyorum arasında değerlendirme yapmaları istenmiş:

  • Herkesin benden daha güzel hayatı var
  • Diğer insanlar benden daha mutlu
  • Hayat adildir

Çalışmanın sonuçlarına bakalım:

Kişiler ne kadar uzun süre Facebook kullanıyorlarsa o kadar çok da ‘diğer insanların kendilerinden daha mutlu olduğu’na inanıyorlar ve yine bu insanlar ‘hayatın daha az adil olduğunu’ düşünüyorlar.

Facebookta arkadaş sayısı çok olan ama o arkadaşları çok da tanımayan kişiler de diğer insanların kendilerinden çok daha mutlu olduğuna inanıyor.

 

Yani insanlar Facebook’ta paylaşılan o mutlu anların paylaşımından kişilerin hayatlarında her zaman mutlu olduğu illüzyonuna kapılıyorlar. İnsanları tanıdıkça ekleyen Facebook kullanıcıları ise kendilerini diğer insanlar kadar mutlu görüyor ve hayatın adil olduğunu düşünüyor.

 

Peki neden böyle? Tekabül önyargısı diyebileceğim ya da İngilizce correspondence bias dediğimiz peşim hükümden kaynaklanıyor. Facebookta çok sevdiğiniz bir anı paylaşırken insanlar sizin o anda mutlu olduğundan çok genelde mutlu bir insan olduğunuzu düşünür. Yani durumdan sizin hayatına dair genelleme yaparlar. Oysaki bir insanın doğum günü fotoğrafında mutlu olması genel olarak hayatında hep mutlu olduğuna anlamına gelmez aynı şekilde bir yakınını kaybettiği için yas evresinde olan ve depresif yazılar paylaşan kişi de hayatı boyunca hep mutsuz olacağı anlamına gelmez.

Facebookta insanların sizden daha çok mutlu olduğunu düşünüyorsanız, sosyal hayatınızda insanlarla etkileşiminizin güçsüzleştiğini ya da hayatınızdaki güzelliklerin farkında olmadığınızı söyleyebilirim.

Bitirirken kendi akıl ve ruh sağlığınız için, başkalarının sanal albümlerinde takipçi rolüne düşmeyi dengeleyin ve kendi albümlerinizde yer alabilecek mutlu anları oluşturup hayatınızdakli güzelliklerin ve yeterliliklerinizin takipçisi olmaya bakın.

Kaynak:

Chou, H. T. G., & Edge, N. (2012). “They are happier and having better lives than I am”: the impact of using Facebook on perceptions of others’ lives. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(2), 117-121.

 

 

Ay’dan El Sallayan Türk Bilim Kadınları

Sosyal medyadaki bazı kadınların aşırıya kaçmış annelik ve eş rolleri ile paylaşımlarından ve 8 Mart Kadınlar Günü’nden de yola çıkarak kadınlara kendilerinin kapasitelerinin çok daha fazla olduğunu, sahip oldukları başka noktaları da olduğunu hatırlatmak ve genç kızlarımızı bilime yönlendirmek amaçlı bu videoyu hazırladım.

Türkiye’de artan kadına şiddet olayları, erkeklerin domine ettiği iş hayatı ve dünyanın her yerinde kadınların hâlâ hak ettikleri yerde olmamasından dolayı ben de 8 Mart Kadınlar Günü’nde kadınlara aslında var olan kapisetelerini hatırlatmak için zekasıyla, azmiyle, çalışkanlılığıyla ve kararlılığıyla bilim dünyasının önde gelen Türk kadınlarını anlatmak, tanıtmak, hatırlatmak isterim.

Örneğin, 1969 yılında insanlık ilk defa Ay’a ayak bastığında arkasında imzası olan bir Türk kadınından bahsedelim. Değerli Dilhan Ezer Eryurt adlı hocamız  Kendisi Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Yüksek Matematik ve Astronomi Bölümünü bitirir. Daha ilkokulda iken babası “Kızım, oku, kendini yetiştir ve memleketin için bir şeyler yap” der. ABD’de yüksek lisans yapıp kısa süreli Ankara’ya gelir doktorası tamamlar ve daha sonra tekrar kazandığı burslarla ABD’ye gider. 1969 yılında, Ay’a ilk iniş için yaptığı başarılı katkılar nedeniyle “NASA Apollo Başarı Ödülü”nü almış, 1970li yıllarında ABD Goddard Uzay Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalışmalarda bulunmuştur. Bu sırada  Enstitüde çalışan tek kadın astronom olmuştur (bakınız kaynak 1,2). Babasının hayalini geliştirip bu başarılı kariyerini Ankara ODTÜ’de Astrofizik Anabilim Dalını kurarak devam ettirir. Emekli olduktan sonra da Erzurum’da anaokulu, 100 öğrenci kapasiteli bir kız yurdu yaptırılması şartıyla eşiyle beraber bütün servetini Erzurum Milli Eğitim Müdürlüğüne bağışlar(bakınız kaynak 1,2)..

 

Bir diğeri Nüzhet Gökdoğan,Türkiye’nin ilk kadın gökbilimcisi ve ilk kadın dekanı unvanın taşır. Kendisi  liseyi bitirdikten  sonra, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla matematik ve fizik dalında  astronomi branşı üzerine Paris ve Lyon’da okumuş. Kendisi daha sonra Türkiye’ye gelip 10 TL’nin de üstünde portresi olan Prof. Dr. Cahit Arf’in ve diğer matematikçilerle birlikte Türk Matematik Derneği’ni kurmuştur.

Son zamanlara gelelim…Asuman Özdağlar kendisi Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden optimizasyon teorisi ve algoritmaları, oyun teorisi alanında çalışmaları olan bir profesördür. 2018’den Ocak ayından beri dünyanın en prestijli üniversitesi olan MIT’de Elektrik Elektronik ve Bilgisayar bilimleri bölümü başkanlığını yapıyor.

Daha da genç kuşağa gelirsek, canımız Canan Dağdeviren’den bahsetmeden olmaz. Hacettepe’de lisans, Sabancı Üniversitesi’nde ise yüksek lisansını tamamlayan ve 2015 yılında Harvard Üniversitesi Genç Akademi üyeliğine seçilen ilk Türk olan Canan Dağdeviren, giyilebilir kalp pili ve cilt kanserini teşhis eden cihaz ve saç teli inceliğindeki beyin iğnesi geliştirdi.

Bu kısa videoya adını ve çalışmalarını sığdıramadığım binlerce Türk bilim kadını var. Ben de bir  bilim kadını olarak bilime, insanlığa katkısı olan çalışmalar yaparak  bu listede yer almayı çok çok isterim. Eminim ki çok zor şartlar altında okuyup bilimsel çalışma yapma, yükselme hayalleri kuran yüzlerce, binlerce kız çocukları ve kadınlarımız var. Bitirirken, Sevgili kız çocukları, sevgili kadınlar, etrafınızdaki insanlar size roller biçip sizi belli bir çerçeveye yerleştirmeye çalışabilir. Kendinizi keşfedin, bilgiyle donatin, haklarınızla ve yapacağınız seçimlerinizin farkında olup, sizlere roller biçen insanlara karşı durun.

Kaynaklar:

1: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/223544

2: http://fizikciler.info.tr/index.php/13-fizikciler/79-dilhan-eryurt

Doğum sonrası annelerin beyninde neler oluyor?

Hamilelik sonrası kadınlarda fiziksel ve psikolojik değişimleri hepimiz gözlemliyoruz. Peki, beyinde ne tür değişikler oluyor? Bu soruya cevabı 2010 yılında, Yale Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Michigan Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının oluşan ve Pilyoung Kim önderliğinde yapılan çalışmadan cevap bulalım.

Araştırmacı Dr. Kim, bu çalışmayı hastanede doğum yapan19 sağlıklı  anne üzerinde yapıyor. Doğumlarından 2 ila 4 hafta sonra annelerin evlerine de ziyarette bulunup olası ebeveynlik ve bebek üzerine düşünceleri alınıyor ve anneler MR aletine girip beyinlerinden görüntüler alınıyor. Beyindeki değişimleri zamanla görmek için de tekrardan doğumdan 3 ila 4 ay sonraya denk gelecek şekilde aynı anneler MR aletine tekrardan giriyor ve ikinci MR görüntüleri alınıyor. Böylelikle, araştırmacılar ortalama 80 gün içinde annelerin beyinlerinde nasıl bir değişim olduklarını gözlemleme şansı elde ediyorlar. Bunun için de beyindeki gri cevherdeki değişimi analiz ediyorlar.

Annelerin beynindeki gri cevherde büyüme

Ön bilgi: Gri cevher, beyinde sinir hücrelerinin olduğu miyelinsiz olduğundan gri renkte olduğu düşünülen bölgedir.

Sonuçlara göre doğum sonrası annelerin beyninde, prefrontal kortex, hipotalamus, amigdala ve substantia nigra adlı bölgelerde gri cevherin hacminde genişleme olmuş. Bu bölgelerdeki gri cevherdeki büyümeler, annelerin bebek olan iletişimi ve annelik motivasyonu açısından önemli. Bu büyümeler aslında beynin esnek yapısını tekrar göstermiş oluyor. Annelik de aşırı derecede stresli ve daha önceki deneyimlere de benzemediğinden de anneliğe adaptasyon açısından beynin esneklik göstermesi çok önemli.

Bebeklerini özel gören annelerdeki değişim daha fazla

Bu alanlardaki büyüme annelerin çocukları ile olan olumlu düşünceleriyle de ilişkili. Örneğin, bebeği ile ilgili ve ebeveynlik hissiyatını pozitif aktaran annelerin gri cevherlerinde büyüme arasında pozitif bir korelasyon gözlemlenmiş.

Beynin bu bölgelerinde neler oluyor?

Prefrontal korteksteki değişimler kadınların annelik sürecine adapte olmasını kolaylaştırıyor. Böylece anne bebeği ile daha iyi etkileşimde bulunuyor.

Substantia nigra adlı bölge dopamenerjik sinir hücrelerinin olduğu bir bölge olarak bilinir. Ödül mekanizması ile ilişkilendirilen bu bölgenin başka çalışmalarda da annelerin çocuklarının görünce aktif olduğunu biliyoruz.

Şüphesiz ki annenin hormonlarındaki değişiklikler de bu beyin bölgelerindeki değişimin tetiklemiş olabilir. Örneğin, araştırmacılara göre östrojen, oksitosin ve prolactin gibi hormonlar anne ile bebek arasındaki iletişimde annelik davranışlarını etkiliyor. Hamilelik ve doğum sonrasında bu hormonlarda değişim olduğundan yapısal değişikler hormonal değişimlere de bağlanabilir.

Önemli Nokta: Beyindeki bu büyüme neden-sonuç ilişkisi olarak algılanmamalı. Yani daha iyi annelerin, daha büyük gri cevheri olacak anlamına asla gelmez. Örneğin, beyin cevherinde görülen bu büyüme hamilelik dönemindeki yaşanmış stres seviyesine de bağlı olabilir. Veya öngörülemeyen ve bu araştırmada analizi yapılmamış başka bir değikene de bağlı olabilir.

Kaynak: Kim, P., Leckman, J. F., Mayes, L. C., Feldman, R., Wang, X., & Swain, J. E. (2010). The plasticity of human maternal brain: longitudinal changes in brain anatomy during the early postpartum period. Behavioral neuroscience, 124(5), 695.

Kullanılan görsel bağlantısı: http://www.nedirbilgiler.com/discussion/28/hipotalamus-nedir-hipotalamus-gorevleri-ve-yapisi ve http://biyolojiterimleri.com/?madde=Gri-madde