Lacivert rengini Turkler, Ruslar ve Ingilizler nasil algiliyor?

Bugün size lacivert renginin algılanması ile  İngiliz, Türk ve Rus katılımcılardan oluşan bir deneyden bahsetmek istiyorum. Bu deneyi yapan kişilerden biri benim Bilkent Üniversitesi’ndeyken istatik dersi aldığım ve o zamanki bölüm başkanımız olan Prof. Emre Özgen; diğeri de gelişim psikoslojisi dersi aldığım güzel Türkçesiyle bizi şaşırtan Dr. Oliver Wrigt.

Bildiğiniz üzere renk sürekli bir dalga boyudur. Sizin mavi dediğiniz rengin aslında kırmızı, yeşil ve mavi tonlarının (RGB) çeşitli ağırlıkta birleşimi var. Hatta photoshop programlarında bu renklerin kodu farklıdır. Doğada aslında renk yoktur ama ışığı yansıması vardır. Ama bizim gözlerimiz bunu sürekli değil de kategorik algılıyor.

Emre Özgen’in makalelerinde bahsettiği ülkelerin dillerinin kategorik renk algısına etkisini araştırıyor. 2013 yılında Emre Hoca’nın Bilkent Kütüphanesi’nde yaptığı sunumda bize Namibia’da yeşil, mavi, pembe renkleri için tek bir kelime kullandıklarını anlatmıştı. Bu kelime çi buru. Birçok dil 4 kategoriden oluşurken (siyah, beyaz, kırmızı, yellow), Türkçe’de 12 renk kategorisi var.

Dilin algıya etkisi ne?

Ingilizler için bir kategori mavi olarak olarak yer alırken, Ruslar ve Türkler için mavi rengi 2’ye ayrılıyor: bizde mavinin (B1 B2) açık tonuna ‘mavi’, koyu tonuna (B3 B4) da ‘lacivert’ diyoruz. Ruslar ise açık maviye goluboj; laciverte ise sinij  diyorlar. İngiltere, Moskova ve Ankara’dan katılımcılarla yapılan bir deneyde, katılımcılara mavinin tonlari ve lacivert renkler gosteriliyor. Onlardan bu renkleri ayirt etmeleri isteniyor. Bu arada verdikleri cevaplar ne kadar dogru ve ne hizda o renkleri ayirt edebildiler diye hesaplama yapiyorlar. Bu calismada Turkler laciverti koyu mavi yerine ayri bir kategori olarak isimlendirdikleri icin lacivert olarak adlandirdigimiz tonu cok hizli ve dogru farkedebiliyor. Ruslarin da hizi ve dogruluk seviyesi Turkler kadar iyi iken Ingilizlerin hizi en sonda yer aliyor. Ama eklemek de gerekiyor ki Ingilizlerin hizi dusunduklerinden daha hizli cikiyor. 

Sonuç olarak kelimeler, öğrendiğimiz ve konuştuğumuz diller de algımızı etkiliyor.  Bitirirken, aynı rengi dillerimiz sebebiyle farklı isimlendirebiliyoruz daha az ayırt edebiliyoruz ya da tepki verme süreçlerimiz farklı olabiliyor.

(Bonus: Prof. Emre Özgen’in TED konuşmasında belirttiği gibi insanlar aynı renkli elbiseye bile bakıp farklı algılayabiliyorlar. Bu konusmayi da izlemenizi oneririm)

 

Kaynak:

Davies, I., Wiggett, A., Franklin, A., Özgen, E., Pilling, M., & Wright, O. (2006). Categorical Effects on Visual Search for Colour: Evidence for Pre-attentive Influences on Categorical Perception. Manuscript submitted to Visual Cognition.
Özgen, E., & Davies, I. R. (1998). Turkish color terms: Tests of Berlin and Kay’s theory of color universals and linguistic relativity.

Düğün masrafları evliliklere nasıl yansıyacak?

Amerika’da ünlü bir mücevher markası olan De Beers, önce evliliğin sonsuza kadar sürmesini erkeklerin eşine mücevher etmelerine bağlıyor. 80’lerde ise 2 aylık maaşınız size bir ömür evliliklerde tek taş fikrini Amerikalıların beynine yerleştiriyor. Bu kampanyalar o kadar etkili olmuş 2.dünya savaşından önce söz yüzeklerinin %10’undan elmas varken 1900lü yılların sonuna 2000li yıllara girerken söz yüzüklerin %80’nde elmas vardı (kaynak 1).

Türkiye’de websitelerinden aldığım ortalama rakamlara göre 2019’da düğün yapmanın masrafı en az 30 bin ve tercihlerine, geleneklerinize göre bu rakam 100 bine kadar çıkabiliyor. Özellikle sosyal medyada fotoğraf paylaşılacak en önemli dönem bu dönem olarak görüldüğü için bazı insanlar bu dönemde ‘aman bir kere oluyor’ deyip lüksü abartabiliyor. Hatta kredi çekip bu dönemi daha da stresli hale getirebiliyorlar. Hele ki evlenen tek çocuksa, evin tek kızıysa, ya da evin tek oğluysa bu düğünlerin şaşası artıyor. Peki bu şaşalı düğünlerle boşanma arasında nasıl bir korelasyon var? Daha çok lüks düğünü yapanlar daha mı mutlu yoksa daha bir mutsuz oluyor?

2014 yılında, Atlanta’da Emory Üniversitesi’nde Ekonomi bölümündeki iki araştırmacının yaptıkları bir çalışmayla dügün harcamaları, tek taş fiyatları ile ve evliliklerdeki huzur arasındaki ilişkiye bakıyorlar (kaynak 2).  Bu çalışmada ilk kez evlenen 3100 çifte evlilikleri için harcadıkları ücretler ve evliliklerindeki mutsuzluk ve boşanma oranlarına bakmışlar. Çıkan sonuçlar şöyle:

  1. Yüzükleri 2 bin ila 4 bin dolar arasında olan kadınlarla yüzükleri 500 ila 2 bin dolar arası olan kadınları karşılaştırınca, yüzükleri için daha pahalı olan kadınların yüksek düğün masraflarına bağlı olarak evliliğinde huzurluk daha fazla.
  2. Evlilik masrafları 1000 dolar kişilerin evliklerine 5 ila 10 bin dolar harcayanlarla karşılaştırınca, düğün için az masraf yapanların stresi çok para harcayanlardan %85’ten daha az ekonomik stres yaşamış.

Bu sonuçlar bize ne anlatıyor?

  1. Az bütçeyle evlenenlerin evliliğinin daha uzun süreli olması dışarıdan gelecek tepkileri düşünmek yerine kendi yeterliliklerini bildiğini ve bu konuda da anlaşabildiklerini gösteriyor. Şöyle düşünün, bir taraf aşırı lüks isterken diğer taraf daha dengeli harcamayı isterken bu süreci atlatamayan kişiler daha bu ilişkilerini test edecek bir durumla karşı karşıyalar. Bu süreci kavga veya alınganlık yerine çoklu açılardan düşünüp kendileri için rasyonel kararı veren çiftlerin boşanma ihtimalleri daha düşük.
  2. Siz siz olun evliliğinize en büyük tehdit olan ekonomik stresle başlamayın. Ekonomik kaygılar kişileri hırçınlaştırır, detaylara ve hatalara odaklanmasına sebep olur. İlişkinin en güzel dönemlerini gezmek, kendinize iyi gelecek hobilere ayırmak yerine hiç tanımadığınız kişileri lüks şekilde eğlendirmek için harcamak ise mutsuz saatler olarak dönecektir.

Evlenme aşamasında düğün harcamaları konusundaki iletişim süreceniz de evliliniz hakkında ipucu verecektir. Bu süreci her şeyin en güzeli olsun diye veya düğün stresi ile saçmaladığımız süreç diye geçiştirmek yerine üzerine ciddi ciddi düşünün. Başkalarına gösteriş yapma niyetinde olan bir partneriniz varsa unutmayın bu ev eşyalarında, oturulacak bölgede, gidilecek tatillerde de aynı gösterişi bekleme olasılığına sahiptir. O sebepten ekonomik beklentileri ve harcama stillerinin eşleşmesi de evlilikteki huzuru etkileyen önemli bir faktördür diyebiliriz.

Kaynaklar:

1.Cawley, Laurence. 2014. “De Beers Myth: Do People Spend a Month’s Salary on a Diamond Engagement Ring?” BBC News Magazine, May 16. http://www.bbc.com/news/magazine-27371208 (accessed on October 17, 2014).

2.Francis, Andrew M. and Mialon, Hugo M., ‘A Diamond is Forever’ and Other Fairy Tales: The Relationship between Wedding Expenses and Marriage Duration (September 15, 2014). Available at SSRN: http://ssrn.com/abstract=2501480 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.2501480

Toyota’nin Beyin Takımı Washington Anıtı’ndaki Sorunu Nasıl Çözdü?

Ünlü Japon araba markası Toyota’nın eski genel mudur yardimcisi Taiichi Ohno, Toyota’daki üretim sistemini Toyota Ruhu adlı kitabında başarı ve verimlerini anlatır. Burada bilimsel bir yöntem kullanarak her soruna 5 kez neden sorusu ile yaklaştığını ve o sorulara verdiği cevaplarla derinleştirir. Ohno’nun bu tekniğini araba terimlerini ile açıklamak yerine siz Washington’da Thomas Jefferson anıtındaki sorunun asıl kaynağının hiç umulmadık bir sebepten olmasını anlatacağım.

1989 yılında Washington’da günlerden bir gün Thomas Jefferson Anıtı’ndan yaklaşık 25 kilo bir parça düşer. Bu sorun park görevlilerini harekete geçirir. Çünkü bu anıtlar ve parklar için yaklaşık 1 milyar dolarlık bütçenin 3te 1’i bu parkların bakımı için harcanıyor. Bir araya gelen uzmanlar ve Professor Donald H. Messersmith ve University of Maryland’den 2 öğrenci bu soruna çözüm ararlar. Bunu çözüm ararken şu soruları ararlarken ‘5 neden’ taktiğini kullanırlar.

Adından da belli olduğu üzere, burada 5 kez neden sorusunu sormak lazım.

1.neden sorusu: bu binanın yapısı neden bozuluyor?

1.nedene cevap: çünkü binayı temizlemek için ağır kimyasal madde kullanıyoruz .

Hemen ardından 2.neden sorusu gelir: neden ağır kimyasal madde kullanıyoruz?

2.nedene cevap: çünkü çok fazla kuş dışkısını temizlemeliyiz

3.neden sorusu: neden çok kuş dışkısı var burada?

3.nedene cevap: burada çok fazla örümcek var ve bu örümcekleri kuşlar yiyor

4.neden sorusu: bu kadar çok örümceğin burada işi ne?

4.nedene cevap: örümceklerin çok yediği bir sinek türü anıttaki tozdan dolayı burada.

5.neden sorusu: Peki bu sinek istilası neden oluyor?

5.nedene cevap: Cünkü bu anıtın akşam ışıklandırılması bölgedeki sinekleri çiftleşmek amacıyla buraya çekiyor.

Kısacası, sinekler ışık sebebiyle anıt etrafında toplanıp çiftleşiyorlar. Örümcekler sineği yemek için oradalar. Kuşlar örümcekleri yemek için oradalar. Kuşların dışkıları yüzünden temizlik işçileri ağır kimyasal madde kullanıyorlar. Kimyasal madde de anıtta hasarlara sebep oluyor.

Yani binadaki şekilsel bozukların asıl sebebinin binanın ışıklandırması olduğunu bulmuşlar. Peki çözüm olarak ne yapmışlar dersiniz? Böcekler güneş batmasına yakın bir araya geldiklerinden, güneşin batımından 1 saat sonra binanın ışıklandırmasını başlatmışlar. Böyle sinekler çiftleşmek için başka bir yere istila etmişler. Böyle %85 oranında sinek istilası azalmış. Ancak 1995 yılında turistlerin fotoğraf çekemiyoruz isyanı üzerine maalesef bu aydınlatma sisteminde eski saate dönülmüş.

Sonuç olarak, sorunları çözümü için neden-sonuç ilişkisini analiz etmek şart. Örnegin, Japon araba markası Toyota’nın eski genel mudur yardimcisi Taiichi Ohno, Toyota’daki üretim sistemini Toyota Ruhu adlı kitabında başarı ve verimlerini anlatır. Burada bilimsel bir yöntem kullanarak her soruna 5 kez neden sorusu ile yaklaştığını ve o sorulara verdiği cevaplarla derinleştirir.Bu sebepten yönettiğiniz bir projede, akademik çalışmada ya da hayatınızdaki herhangi bir psikolojik karmaşada, sorunun kökenine inmek için en az 3 tane neden sorusu sorun kendinize. Verdiğiniz cevaplar etkili çözüm bulmanızı sağlacak. Ayrıca, etrafınızda da dikkat edin yargılamak yerine merakla sorduğunuz ‘neden’ sorusunu geçiştirenlerin sorunlarla yüzleşmek istemediğini ve bir şeylerden kaçındığını, bir şeyler için acele ettiklerini göreceksinizdir.

Kaynaklar:

  1. Card, A. J. (2017). The problem with ‘5 whys’. BMJ Qual Saf, 26(8), 671-677.
  2. https://www.chicagotribune.com/news/ct-xpm-1995-09-01-9509010003-story.html
  3. Messersmith, Donald H. 1993. Lincoln Memorial Lighting and midge study. Unpublished report prepared for theNational Park Service. CX-2000-1-0014.
  4. https://www.deseretnews.com/article/96997/MONUMENT-LIGHTING-WILL-BE-DELAYED-TO-GET-THE-BEST-OF-PEST.html?pg=all
  5. http://thekaizone.com/2014/08/5-whys-folklore-the-truth-behind-a-monumental-mystery/

Suriyeliler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyor?

Turkiye’de bircok insanin Suriyeli multecilere bazen hakli bazen haksiz bir sitemi var. Her sitemde bulunan kisilerin de ortak vurgusu da Suriyelilerin cok cocuk yaptigi. Eksisozluk’te ve cevremdeki birkac kisiden de “Suriyelilerin savas psikolojisi ile cok cocuk dogurdugunu” argumanini sık sık duymaya basladim. Bu argumaninin ne oranda dogru oldugunu gosterme amacli bu videoyu yapma karari aldim. Sorumuz ise Suriyeliler multeciler savas psikolojisiyle mi cok cocuk doguruyorlar?

Bunu destekleyen bulabildigim makale sayisi sifir. Cunku dunyada herkes neslini devam ettirmek istiyor. Bunu savas sonrasi daha artan bir hissiyat olduguna dair kendim ve bu alanda calisan arkadaslara sordugumda bulamadim. Bu argumana sayisal veri sunmak uzere bazi rakamlara baktim. Bu verilerle dogurganligin artigini savunmak icin savastan onceki ve sonra donemleri kiyaslamak istedim. Peki elimizdeki verilerle bu argumani destekleyen ya da karsi cikan sonuc olur mu diye bir hesaplama yapalım.

  1. Suriye’de savas 2011 yilinda basladi. World Bank’taki Suriye’nin 2011 ve 2010 yillarindaki kaba doğum hızına baktım. Bu verilere göre Suriye’de 2010 yılındakı kaba doğum hızı binde 25,9 iken 2011 savaşın başladığı ilk sene doğum hızı binde 25,2.
  2. İstatistiki bilgileri bulmaktaki en kolay yıllardan biri 2017 yılı olduğu için o seneye baz alarak Türkiye’deki doğum hızını hesapladım. Bu hızı hesaplamak için, bir yılda doğan canlı bebek sayısını yıl ortası nüfusa bölünmesi ve 1000 ile çarpmak gerekiyor.
  3. Hemen hesaplamaya geçelim. Türkiye’de 2017 yılında doğan Suriyeli bebek sayısı 55,000 ve 2017’de Türkiye’de yılının ortasında toplam Temmuz 2017 itibariyle 3,079,914 Suriyeli var. Bu hesaplamayı yapınca Türkiye’deki Suriyelilerin doğum hızı 17,8 çıkıyor. Yani sanılanın aksine Suriye’dekiler mülteci psikolojisi ile daha çok üremiyorlar. Hatta savaşın başladığı yıla göre üreme hızı düşmüş diyebiliriz.
  4. Turkiye’de 2017 yili dogum hizi ise 15.9. Yani Suriyeliler, Türkiye doğum hızının üstünde ürediği için ve halihazirda multecilerle yasanan hakli ya da haksiz gerginlikler ve insanlarin bilgiyi teyit etmedeki tembellikleri sebebiyle boyle bir mit ortaya atilmis olabilir.

Sonuc olarak, videonun basinda sordugum “Suriyeliler Savas Psikolojisiyle mi Cok Cocuk Doguruyor” sorusuna cevabimiz hayir.

Simdi gelelim insanlar neden bu argumani paylasiyor veya inaniyor:

Eksiseyler ve etrafimdaki insanlar, Suriyelilerin savas doneminden ciktiklarini dusunerek baby boomer nesliyle karsilastiriyorlar. Baby boomer kusagi 1946-1964 yillari arasinda ABD’de 2.dunya savasindan sonra dogan nesil. Bu nesil, o zamanki propaganlarla da cocuk dogurmaya yonlendiriliyor ve savastan sonra olusan durumun daha “huzurlu” algilanmasiyla da kisilerin cocuk sahibi olmaya yoneldigi nesil.

Gelelim Suriyeli multecilerin durumuna:

  1. Oncelikle Suriyeli multecilere, daha cok cocuk yapin diye cagrida bulunan kimse yok. Tamamen kendi kararlari.
  2. Insanlar her ne kadar Suriyeliler’in durumunun su an daha iyi oldugunu dusunse de evinden, komsularindan, kendi ulkesinden savas gibi agir bir travma sebebiyle uzakta olan kimse iyi bir ortamda olamaz. Bazi insanlar, multecilerin durumunu artik savasta olmadiklari icin daha iyi diye dusunuyor. Oysa ki onlarin karsilastirdiklari temel durum huzurlu bir sekilde kendilerine yeten evlerinde oturup, mahallelerinde dugun ve cenazelerini yaptiklari sokaklar. Dolayisiyla, biz multecilerin savastan ciktigini dusunsek de onlar hala savasin travmalari hala devam etmekte.
  3. Suriyeliler’in normal dogum hizina devam etmeleri dini, kulturel inanclarinin yaninda Turkiye’de dil sorunu sebebiyle yeterli derece saglik sisteminden yararlanmamasindan ve dogum kontrolunden haberdar olmamasindan da kaynaklaniyor. Ek olarak fakirlik ve egitimsizlik de bu durumun bir sebebi. Bu 2 kosulun oldugu her toplumda cocuk dogurma hizi yuksek.

Sonuc olarak, Suriyeliler Turkiye’deki dogum hizindan daha yuksek bir oradan cocuk doguruyor. Ancak, bu dogum hizi kendilerinin savastan onceki dogum hiziyla karsilastirinca bu hizda dusus oldugu gozlemlenmektedir.

Son zamanlarda tartisilan konu ustunede birkac cumle soylemek isterim: Multecilerin ulkelerinde huzur ortami saglansa da cogunun ulkelerine donmeyeceklerini bilmemiz gerekir. Bu sebepten onlara git demek de multecilerin uyum sorunundan sikayet eden Turkiye halkina “fasist” damgasi vurmak da yanlis diye dusunuyorum. Turkiye’nin dunyada rekor sayida multeciye ev sahipligi yaptigini hatirlatip fasist damgasini cok agir buldugumu da soylemeliyim. Devletimiz bu multecileri kayit altina alip, ciddi entegresyon calismalari yapip ozellikle multeci kadinlara ulasip aile planlamasindan psikolojik destege kadar bircok konuda egitim ve destek saglayarak bu sorunu cozmeli.

Kaynaklarim:

1.Dogum hizi hesaplama formulu: https://sciencing.com/calculate-crude-birth-rate-4567314.html

2. 2017’de 55 bin Suriyeli çocuk kaynagi: https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/docs/2018/goc_ve_uyum_raporu.pdf

3. 2017 yilindaki Turkiye’de bulunan Suriyeli multeci sayisi:  https://data2.unhcr.org/en/situations/syria/location/113
Erisim ekran goruntusu

UnSy

4. Suriye’nin 2010 nufusu ve erisim tarihindeki ekran goruntusu: https://data.worldbank.org/indicator/SP.DYN.CBRT.IN?end=2010&locations=SY&start=2010&view=bar

UnSy.png

5. 2017 yili Turkiye dogum hizi:
https://data.worldbank.org/indicator/SP.DYN.CBRT.IN?end=2017&locations=TR&start=2017&view=bar

UnSy

 

Spotlight Effect: Eyvah rezil oldum hissi

Spotlight etkisi, kimse sizi izlemezken hatta siz kimsenin cok da umrunda degilken insanlarin size baktigini baktigini, sizi inceledigini dusunmek. Aslinda bir cesit on yargi. Hemen bunu inceleyen bilimsel bir calismaya bakalim:

2000 yilinda Thomas Gilovich’in duzenligi bir deneyde, bir arastirmaci 4 ila 6 kisiyi bir odaya alip bir masada bir anket doldurmalarini istiyor. O esnada diger odada bir arastirmaci da bir katilimciya uzerinde bir baski olan bir tshirt giydirip o anket yapilan odaya gitmesini istiyor. Bu tshirtte de Barry Manilow adli yasli bir sarkici, showmanin resmi var. Sonra, bu alakasiz tshirtu giyen katilimcinin anket doldurulan odanin kapisini caliyor ve anket odasindaki arastirmaci onu odaya aliyor. Bu arada gozlemci grup anket dolduruyor o kapiyi caldiginda basini kaldirip bakiyor ya da bakmiyor. Bu tshirtli katilimci biraz oturduktan sonra arastirmaci esliginde odadan ayriliyor. Derken bu tshirtlu katilimci disari ciktiginda ona “sizce odadaki kac kisi sizin tshirtinuzdeki resmi hatirlar” diye soruluyor. Anket dolduran gozlemcilere “odaya en son giren katilimcinin uzerindeki tshirtu hatirliyor musunuz” diye soruyorlar? Sonuclar gosteriyor ki tshirti giyen katilimci odadaki onun tshirtini hatirlayan sayinin iki kati kisinin onun giydigini hatirlamasini umuyor.  Bu katilimci bize insanlarin surekli bakislarin kendi ustunde olduguna dair bir yanilsama icinde olduklairni gosteriyor. Oysa ki kendimizi o kadar da ciddiye almamaliyiz 😊

Thomas Gilovic, baska deneylerinde de insanlarin bir grup tartismasinda goruslerinin o grup icin inanilmaz sekilde onemli ya da o tartisma esnasindaki performanslarinin inanilmaz sekilde kotu olduklairni dusunuyor. Oysa ki o tartisma sonrasi kimse bu tartismalari hatirlamiyor bile. Bir gruba dahil olarak playstation oynayan insanlar, bir hata yaptiklarinda digger grup uyelerinin haatalarini hatirlayacagini dusunuyor.

Peki neden bunu yapiyoruz?

*Insanlar kendilerine etrafindaki insanlarin onlari dikkatlice inceledigini dusunup kendi kendilerine fazla dusunup kisisel delismen oluyorlar.

*Ozguven eksikligi, surekli yargilanmis bir cevrede buyumek ya da ergenlik doneminde olmak, ya da bir travmaya bagli bir sebepten asiri kilo almak/vermek de olabilir.

Napabilirsiniz?

  1. Bu deneyleri aklinizda tutup, bir dakika ya ben abartiyorum, herkes kendi isinde diye dusunebilirsiniz. Böylece bilişsel seviyede değişimi başlatmış olursunuz.
  2. Etrafinizdaki insanlara degil de dogaya, yola, trafikteyseniz araba modellerine vs. odaklanarak dikkatinizi baska yone cekmelisiniz.
  3. Siz diyelim ki baska insanlarin her giyindigine, dedigine dikkat ediyor musunuz? Cevabiniz hayir ise digger insanlarin da size aksam eve gidince gunluk streslerinden hatirlamayacagini dusunun. Diger isnanlarin yargilayan bir insansaniz ve bu sebepten hep yargilanacaginizi dusunuuyorsaniz, bu konuyu bir psikologla derinlemesine konusmaniz gerekiyor demektir.

Son olarak da kendinizi oldugu gibi kabullenip sakalasirsaniz, insanlarin gozlerinin sizin ustunde oldugu durumu da ayni sekilde azalacaktir.

 

Kaynaklar:

https://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1111/1467-8721.00039

https://psycnet.apa.org/doiLanding?doi=10.1037%2F0022-3514.78.2.211

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0022103101914908?via%3Dihub

CIA Raporunda Bir Türk Psikolog

CIA Raporlarinda ismi gecen Turk psikolog

1950-1960 arasında ABD’nin istihbarat orgutu diye dusenebileceginiz CIA’nin Bilimsel İstihbarat Birimi, MK-Ultra ve Delta adli projeler acikliyor. Human Ecology adli bir CIA’in fon sagligi bir kurulus Harold Wolff tarafindan 1954’te kuruluyor. Bu kurulus sosyal bilim insnanlarina ve tip arastirmacilarina proje cagrisinda bulunup onlara arastirmalari icin fon sagliyor.

Turkiye’den siyasi sebeplerle ayrilmak zorunda kalan basarili bir psikolog olan Muzaffer Serif de CIA’nin amaclarindan habersiz bu butceden yararlanir. Kendisi Harvard mezunudur ve insanin dogasini anlamamizi saglayan teorileri sosyal psikolojiye kazandirmistir. Yaptigi deneyler cok etik olmasa da insanin dogasini anlamamiza isik tuttugundan sadece ben degil, sosyal psikoloj dunyasi icin cok onemli bir psikologtur. Serif’in CIA raporlarina gecen Robber’s Cave deneyine yakinda bakip bu deneyin nasil kullanildigina bakalim. Bu deneyde birbirlerini tanimayan 12 yaslarinda olan 22 cocugu bir park alanine kamp yapmalari icin goturuluyor. Bu deneyin 3 asamasi var:

1.asama: Bu kamp doneminde butun cocuklar birbiri ile tanisiyor ve kamp etkinlikleri yapiyor. Sonra bu cocuklardan 2 grup olusturuluyor.

2.asama: Bu gruplarin izci grubu gibi kendi gruplarininin ismi olan tshirtleri ve bayraklari oluyor. Aradan birkac gun gectikten sonra bu 2 grup arasinda bir yaris baslatiliyor ve kazanan gruba oduller veriliyor. Bu sebepten  bu 2 grup arasinda once sozlu sonra da fiziksel bir kavga basliyor.

  1. asama: Kizismis kavgalar ve gergin ortamdan sonra gruplararasi yaris azaltiliyor ve hatta iki grubu da ilgilendiren ortak bir sorun yaratiliyor. Ornegin, deneyi yuruten Muzaffer Serif, su kaynaginin muslugunu kapatinca su problem yasaniyor. Cocuklar ise bu durumdan haberdar olmadigi icin 2 gurubu da etkileyen bir sorun oldugundan su sorununu cozmek icin beraberler calsiyiorlar.

Deney sonuclari bize neyi gosteriyor:

  1. Insanlar kendilerini bir gruba ait hissetiklerinde, oteki bir grup kendilerine tehlike yaratiyorlarsa ya da ortak alanlarinda bir yarisma varsa kisiler bu gruplarla iletisimi kesiyorlar ve kendi grup uyelerine baglaniyorlar.
  2. Kisiler ait olmadiklari ve “oteki” diye algiladiklari baska grubu hayatta kalmak icin ya da gruplarotesi bir hedeflri varsa bu oteki gruba ihtiyac da duyduklarindan ayristirmalar azaliyor. Bir diyalog yolu araniyor.

Bu deney etik degil. Orasini cok da tartismaya gerek yok ama insanin dogasini anlamak icin basarili bir deney. Bitirmeden, Muzaffer Şerif’in deneylerinin bütçesinin CIA’den geldiğinin haberi olmadiginin bazi raporlarda yer aldigini belirtmekte fayda var.

Biz bilim insanlari arastirmalarimizin nasil kullanilacagini kontrol edemiyoruz. Nice masum heyecanla baslayan arastirma kontrolden cikip insanligin zararina kullanildi.

Yararlandigim kaynaklar:

1-  Sherif, M. (1954). Experimental study of positive and negative intergroup attitudes between experimentally produced groups: robbers cave study.

2- MK Ultra projesi icin:

http://www.nytimes.com/packages/pdf/national/13inmate_ProjectMKULTRA.pdf

3- CIA dosyasi: https://www.cia.gov/library/readingroom/docs/CIA-RDP80B01676R002900290019-2.pdf

4- https://rai.onlinelibrary.wiley.com/doi/pdf/10.1111/j.1467-8322.2007.00510.x

5- CIA dosyasi yorumu: https://www.academia.edu/3134321/Buying_a_Piece_of_Anthropology_Part_Two_The_CIA_and_our_Tortured_Past

 

Minnettar olduğunuzu ifade etmek

Deneysel çalışmaları sevdiğim için deneysel bir çalışma ile birine onun ne kadar değerli olduğunu hatırlatmanın nasıl bir etkisi olduğunu 2018 yılında yayınlana bir çalışma ile anlatmak istiyorum.

Texas ve Şikago Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin yaptığı çalışmada katılımcılar teşekkür mesajının insan psikolojisine etkisi araştırılıyor.

Çalışmaya katılan kişilere hayatlarını etkileyen birine ne kadar müteşekkir olduklarını belirten bir teşekkür mektubu yazmaları isteniyor. Bu kişiler aileden biri olabilir, arkadaşları ya da herhangi biri olabilir. Katılımcılara tesekkur mektubu yazdıktan sonra mektubun alıcılarının hislerine dair sorular soruluyor. Bu sorulardan bazıları şöyle:

  • Sizce bu mektubu alan kişi ne kadar mutlu hissedecek?
  • Sizce bu mektubu alan kişi ne kadar şaşıracak?
  • Sizce bu mektubu alan kişi tuhaf hissedecek?

Bu çalışmanın can alıcı noktası ise çalışmayı yürüten bilim insanlarının bu mektupları sahiplerine ulaştırmaları. Mektubu alıcılar okuyor ve sonra alıcılara nasıl hissettikleri soruluyor.

Sonuçlar gösteriyor ki teşekkür mektubunu alan alıcılar mektubu gönderen kişilerin hayal ettiğinden çok daha mutlu hissediyorlar ve bu duruma onların tasavvur ettiğinden çok daha fazla şaşırıyorlar. Diğer bir sonuç da mektubu alanlar bu durumu, mektubu gönderenlerin düşündüğünden çok daha az tuhaf buluyorlar.

Yani birilerine ne kadar önemli olduğunu yazmak düşündüğünüzden çok daha olumlu duygulara sebep oluyor. Bu çalışma bize aslında bir teşekkürün ya da birisi hakkında düşündüğünüz iyi şeylerin paylaşılmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Tabi ki bir teşekkürle bütün sorunlar çözülmez ama bir teşekkürün sizin düşündüğünüzden daha iyi bir etkisi var. Bugün siz de etrafınızdan birine ona ne kadar müteşekkir olduğunuzu belirtin. Hem siz daha iyi hissedeceksiniz hem de karşınızdaki sebepsiz yere gelen bu mektuplar mutlu olacak.

 

Kaynak: Kumar, A., & Epley, N. (2018). Undervaluing Gratitude: Expressers Misunderstand the Consequences of Showing Appreciation. Psychological science, 0956797618772506.

 

Türkçedeki –miş’li geçmiş zamanın güzelliği

Türkçedeki –miş’li geçmiş zaman

Güzel Türkçemizin daha önce eminim hiç ama hiç farkında olmadığınız bir özelliğinden bahsetmek istiyorum. Hatta şu ana kadar sadece Türkçe ve Kore dilinde var olan bir şeyden bahsedeceğim. –Mişli geçmiş zamandan. Ne alaka dediğinizi duyar gibiyim ama hemen açıklamaya başlıyorum.

2013 yılında bir konferansta İngiliz bir hoca ile tanışmıştım ve Türk olduğumu öğrenince ‘Ne kadar güzel bir diliniz var.’ deyip –mişli geçmiş zaman ekinden bahsetmeye başlamıştı. Dil alanında çalışmadığım için bu konuyu daha önce hiç duymamış, okumamıştım. O gün biraz da utanmıştım; daha önce bu konuyla ilgili çalışmaların olduğunu bilmediğim duymadığım için. Bu sebepten sizleri de bilgilendirmek amaçlı Türkçe dilinin muazzam bir yanından bahsetmek isterim.

Türkçede sadece ama sadece –mış eki ile kişinin bahsettiği olaya tanık olup olmadığını anlıyoruz.  Örneğin,  “Ali yemek yedi.”  ile  “Ali yemek yemiş.”  cümlelerine bakalım.  “Ali yemek yedi.” cümlesini okuduğumuzda, bu cümleyi söyleyen kişinin Ali yemek yerken orada olduğuna dair bilgi sahibi oluruz. Ancak, kişi “Ali yemek yemiş.”  diye bir cümle kurduğunda, bu cümledeki –miş eki ile bunu söyleyen kişinin orada olmadığını, buna tanık olmadığını ya çıkarım yaptığını ya da bu bilgilendirmeyi başkasından duyduğunu anlayabiliriz.

Peki diğer dillerde nasıl?

-Miş ekine benzer bir ek sadece Kore dilinde var ve diğer dillerde yok. Örneğin, İngilizce’de Ali’nin yemek yediğini klasik bir geçmiş zamanla aktarırlar. Miş’li geçmiş zamana denk olan bir geçmiş zaman eki olmadığından cümleyi, kişinin olaya tanık olmadığını vurgulayan ek sözcükler ve hatta cümleler kurulur. Örneğin,  “Ali yemek yemiş.” manasına gelecek cümleyi ancak  ‘Ben duydum ki, bana söylendiğine göre Ali yemeğini yedi.” şeklinde söylenilir. Ya da boş tabaktan anladıysa, ‘Görünen o ki, Ali yemeğini yedi.” şeklinde söylenir.

Bu konuyla ilgili ilk çalışma 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ndeki Prof. Ayhan Aksu-Koç tarafından gerçekleştiriliyor. ABD’den Dr. Özge Öztürk’ün çalışmalarına göre çocuklarda –miş’li geçmiş zaman ile –di’li geçmiş zaman arasındaki  ayrım 5 ila 7 yaşları arasında oturuyor. Bu yaşa kadar hatalar yapabiliyorlar. Di’li geçmiş zaman, mişli geçmiş zamandan daha önce öğreniliyor.

Miş’li geçmiş zamanın, hikayeleştirme, dedikodu amaçlı bir kullanımı da var. Ancak, sadece bir  zaman ekinin kanıtsallığı ile zihninizde kişinin olaya/duruma tanıklığını canlandırabilmemiz açısından özellikle dilbilimciler için çok ama çok ilginç bir dil.

 

Kaynaklar:

Aksu-Koç, A., & Slobin, D. I. (1986). A psychological account of the development and use of evidentials in Turkish.

Ozturk, O., & Papafragou, A. (2015). The acquisition of epistemic modality: From semantic meaning to pragmatic interpretation. Language Learning and Development, 11(3), 191-214.

Boşanmaların asıl sebebi Facebook mu?

Bosanma sayisi her gecen gun artiyor. Insanlara gore bosanmalardaki artislarin bir sebebi de sosyal medya. Bugunku sorumuz sosyal medya bosanma sebebi mi?

Bu soruya cevabi ABD’de yapilan bu calismadan bulalim. Bu calismada katilimcilara Facebook’ta gecirilen sure, Facebook’tan dolayi iliskiye yansiyan kavgalar ve facebookta partnerlerini aldatip aldatmadiklari soruluyor.

Bu calismanin sonuclari ise soyle:

1-     Partneri ile iletisimi kotu olanlar daha cok Facebook’ta. Facebookta gecirilen uzun sure de iliskilerde tartisilan onemli bir madde. Maalesef bu da bir kısır döngü yaratiyor. Zaten iyi olmayan iletisimi daha da kotu etkiliyor.

2-     Facebookta eski sevgiliye bakma, eski sevgili ile iletisimde olma ise partnerlerin en sikayetci oldugu nokta. Bu da kiskancligi artirabildiginden ciftler arasi problem artiyor.

3-     Kendisi mutsuz olan ya da icinde bulundugu iliskide mutlu olmayan insanlar, Facebook’ta arayis icerisine girdiginden ya iliskilerinde daha cok catismalara yol aciyor ya da iliskinin bitmesine sebep oluyor.

Sonuc olarak iliskinizde catlaklar varsa, olgunlasmamis bir iliski icerisindeyseniz, iletisiminiz kopuksa, partneriniz guven vermeyen biriyse maalesef partnerinizin Facebook kullanmasi sizin iliskinizde gunah kecisi olacaktir. Sorun Facebook’ta degil; ya sizin iletisiminizde, ya da iliskinin olgunlasmamisinda ya da aldatan partnerdedir. Ozellikle sevgiyi de hizlaca tukettigimiz su gunlerde partnerler tartisinca problem cozme yetenekleri yuksekse ve iliski onlar icin degerli ise iliskideki sorunlari cozme arayisina girerler.  Iliskiye inanci olmayan, iliskide durust olmayanlar ise her catismada yedekte tutulanlarla iletisime gecerler. Facebook da problemin varligini gostermeden hizlandirici elementtir diyebiliriz.

Icerikte bahsettigim calisma:

Clayton, Russell B., Alexander Nagurney, and Jessica R. Smith. “Cheating, breakup, and divorce: Is Facebook use to blame?.” Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking 16.10 (2013): 717-720.

Bu 4 Hata İlişkinizi Biterecek

Ünlü akademisyen ve ilişki uzmanı John Gottman ilişkide iki tarafın iletişim sürecinin çok önemli olduğundan bahseder. Burada ilişimde 4 önemli nokta var ki bunlara çok dikkat etmek lazım. Bu hatalardan birini yapıyorsanız veya yaşıyorsanız büyük bir olasılıkla var olan ilişkiniz bitecek ya da evliliğiniz boşanma ile sonuçlanacaktır.

Yapıcı olmayan eleştirme:

  • Eşiniz bir hareket yaptı siz önce onu yapıcı eleştirmektense şikâyete dönüştürüyor musunuz?
  • Hatta bunu kişiliğine genelleyip abartıp tartışmayı büyütüyor musunuz?
  • Hatta bu tartışmayı o kadar hararetli bir hale getirip kavgaya dönüştürüp başladığınız noktayı unutuyor musunuz?
  • Bir taraf diğer tarafı takdir etmiyor ve sürekli kötü olduğunu mu hissettiriyor?

Aşağılama:

  • Parteriniz sizi sözleriyle, şakalarıyla aşağılıyor mu?
  • Sizi onaylamadığını şaka yoluyla ya da dominant bir şekilde mi belirtiyor?
  • Bu aşağılamalar özgüveninizi azaltmaya mı başladı?

Savunmacilik:

Taraflar savunma içerisinde ise demek ki kendilerini güvende hissetmeyip yapıcı yaklaşmayı bırakmışlar diyebiliriz.

  • Bir problem olduğunda sürekli bir dayanak mı buluyorsunuz?
  • Gerçekten bir suçunuz olduğunda bunu kabullenmiyor musunuz?
  • Suçunuzu kabullenmeyip bir de zeytinyağı gibi üste mi çıkmaya çalışıyorsunuz?

Duvar Örme:

İlişkilerde duvar ören kişi, sorununu dile getiren tarafı dinlemez, sanki yokmuş gibi davranır. Duvar ören kişi ilişkide yorulmuştur, problem çözme yeteneğine ve çözüme inanmadığından susarsa, problemi yoktan sayarsa sanki bu çatışma çözülecekmiş diye düşünür.

 Eşiniz geldi, sorununu anlattığında ‘Öf, yine aynı şey!’ deyip dinlemeyi mi kesiyorsunuz?

  • Dinliyormuş gibi yapıp sonra geçiştiriyor musunuz?
  • Ya da dalga geçiyor musunuz?

 Özellikle erkekler de duvar ören taraftadır. John Gottman’nın içinde olduğu bir grup araştırmacı bu duruma sebep olarak erkeklerdeki kalp ve damar sisteminin kadınlara göre strese daha duyarlı olmasına bağlıyor.

Yukarıdaki dört önemli noktayı siz ya da eşiniz yapıyorsa ilişkinizdeki problemler zaten derinleşmiştir ve büyük bir olasılıkla boşanma ile sonuçlanabilir.